|
Başrıya Giden Yolun Önemli Aşaması:
UYKU
Başarıya ulaşmak
için izlenecek yolların aşılması için ve kalıcı olabilmesinin temel
şartlarından birisi, insanın iyi uyumuş, dinlenmiş ve zinde bir
şekilde uyanmasıdır. Bu anlamda uyku çok büyük önem kazanır.
Uykudaki aksaklıklar dalga dalga tüm benliğimize ve çevremize
yayılır. Önce uykumuzun nasıl olması gerektiğine karar vermeliyiz.
Burada tespit etmemiz gereken nasıl yatmalı, ne kadar uyumalı ve
uykudaki temel yöntemin ne olacağı sorularının cevaplarıdır. Bu
konuda uzmanlar 6 maddede toplanmış tavsiyelerde bulunmaktadır.
Tavsiyeler:
1.Uyku saatlerimizi değiştirmeden günde 6-7 saatten fazla
uyumamalıyız.
2.Sabah erken kalkmalı ve öğlen vaktine kadar bir daha
uyumamalıyız.
3.Öğlen yarım saat süreyle ve gece 23:00 - 05:30 arası
uyuyor olmalıyız ve akşama yakın vakitte uyumamalıyız.
4. Asla tok uyumamalıyız. Yemeğimizi uykudan en az 2.5- 3
saat önce yemeliyiz.
5.Uyku öncesinde vücut adalelerimizi gevşetmeliyiz.
6. Bizi rahatsız edecek gürültülü, kötü kokulu, çok yumuşak
veya tümsekli zeminde uyumamalıyız.
Uyku Gizli Güçtür
Uykunun kalitesi daima uyunan süreden daha önemlidir. Pek çok kişi
uzun süre yatakta kalıp, kendisi ile şu veya bu şekilde oyunlar
oynayarak, kendini ikna etmeye çalışarak süreyi uzatmaya çalışır. Bu
tür uykular hem vücudu dinlendirmez, hem de müthiş bir pişmanlık
uyandırır sonrasında. Beyinsel bir ağırlıkla, uyku sersemi, kararsız
ve isteksiz kalkılır yataktan. Büyük bir suçluluk duygusuyla. Çünkü
normal normlarda gün başlamıştır dünyada. İlahi bir güçle
programlanmış gibi kalkmış, şevkle işine gücüne başlamış, konusunda
yol almıştır tüm insanlar. Ve biz türlü kandırmacalarla yatakta
oyalanmış, herkesten geri kalmış gibi hissederiz kendimizi. İtiraf
etmesek de, bilinçaltımız rahatsızdır bu büyük ayıptan. Ağzımızda ve
beynimizde bu burukluk, güne rengini verir.
Uyku iyi çözümlerin dinamosudur. Ve genel başarımızın da temel
taşı. Uyku, hayatımızda her şeyin düzene konulduğu, tamir ve tedavi
edildiği son derece önemli bir süreç olarak yaratılmıştır. Bir kaç
hafta uykusuz kalmanın ölüme neden olduğu hayvanlar üzerinde yapılan
deneylerle ispat edilmiştir. Daha da ötesi insanın yetersiz uykusu
ile zihinsel güç kaybı arasında yakın bir ilişki olduğu, uykusuz
kalan insanların zihinsel çalışmalarının tamamen durduğu ve
düşüncelerini hiçbir şeyin üzerinde yoğunlaştıramadıkları ispat
edilmiştir. Günde 8 veya 10 saat uyuyor olabilirsiniz. Ancak yine de
bu uykunuz hiçbir işe yaramıyor olabilir. Çoğumuzun sandığının
aksine uykusuzluğun hayatımızdaki engelleyiciliği tahmin
ettiğimizden de büyüktür. Oysa çoğu zaman rahatsızlıklarımızın
uykusuzluktan kaynaklandığını bilemeyiz bile.
Uyku beynin dinlenme vakti sanılmamalıdır. Tersine uyku beynin vücudun
dinlenme ve tamir işiyle meşgul olduğu vakittir.
UYKU ÜZERİNDEKİ TESPİTLER:
1. REM ve NREM uykusu: İnsan her uyku seansında iki ayrı
uyku türünü paylaşımlı olarak ve ihtiyaca göre uyur. Uykumuz ya
derindir ya da hafif olarak yüzeyde seyreder. Derin uyku NREM olarak
adlandırılmıştır. Bu donemde cisimsel beden üzerindeki hücre
tamirlerinin düzenlenmesiyle ilgilenir. Gün boyunca alkol, sigara,
kirli hava gibi etkiler, aşırı yorulma, yaralanma, enfeksiyon gibi
nedenler hücre ölümlerine yol açar. Ayrıca bedende her gün normal
olarak 10 milyar hücre ölümü gerçekleşir. Bedeni bir milyon katlı
bir gökdelen olarak düşünelim. Her gün on binlerce tuğlası birlikte
çürüyüp düşmekte, gökdelenin çökmemesi için yerlerine yenilerinin
yerleştirilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir çalışmanın sağlıklı
gerçekleşmesi sıfır hatalı bir haberleşme ve analiz sistemini
gerektirir.
İşte beynimiz NREM adı verilen derin uyku esnasında vücudun
maddi tamirinin gerçekleşmesi görevini yüklenir. Çok yorulduğumuzda
aşırı enerji tüketimi, hatta oksijen eksik olduğunda hücreler
yakılarak enerji üretilmesi gibi nedenlerle hücre ölümü daha çoktur.
Bu durumda derin uykuyu daha fazla uyuruz. Bu süreci şüphesiz biz
kurmadık ve biz yürütmüyoruz. Ancak yaptığımız bazı hatalar bu
süreci aksatmaktadır. Eğer NREM uykusunu yeterince uyuyamazsak
vücudumuz erken çöker, çöküşü cildimizdeki pörsümeden okuyabiliriz.
Ayrıca ardı arkası kesilmeyen hastalıklar da savunma sisteminin
tahrip olmasından kaynaklanır. Bu sistem ise uykusuzluktan oldukça
fazla etkilenir.
Yaşadığımız ikinci ve hafif uyku ise REM olarak
adlandırılır. Rüya gördüğümüz uyku bu uykudur. Gün boyu yaşadığımız
çatışma ve tepkimelerin diğer boyutu duygu, düşünce ve
hayallerimizle ilişkilidir. Sevinçlerimiz, öfkelerimiz,
nefretlerimiz, heyecanlarımız birer içsel algı olarak gün boyu
yaşanır. Duygu hayal ve düşünceler cisimsel algı girişleri
vasıtasıyla alınmazlar, içte yaşanırlar. Ancak hissettiğimiz her bir
duygu anında kanımıza bu duyguyu temsil eden hormon enjekte edilir.
Duygularımız tamir olmadığında bu defa psikolojik bozukluklarla
karşılaşırız. Herhangi bir duyguda aşırıya kaçtığımızda yorgun
olduğumuzu hissederiz. Mutlaka bir çok defa aşırı bir üzüntünün
ıstırabından kurtulabilmek için uyumuşsunuzdur. Uyandığınızda ise
uyumadan önceki durumunuzdan çok daha rahat olduğunuzu tespit
etmişsinizdir. Eğer REM uykusunu uyuyamamış olsaydık sadece
duygularımızın biriken yükü kısa sürede bizi depresyona sokar
zihinsel ve duygusal kimliğimizi tamamen kaybederdik.
2. Doğal uyku dönemleri: Uyku üzerinde yapılan bir diğer
tespit insanların biyolojik ritmiyle ilişkilidir. İnsanların iki
ayrı uyku dalgasına göre programlandığı tespit edilmiştir.
Rodenburg Üniversitesinden Prof. Jurgen Zulley'in araştırmalarına
göre bu iki dalgadan biri öğle arasında 10-30 dakikalık bir süre
içerir. Öğle vakti ve öğle yemeği öncesi uyunacak bu uyku,
uykusuzluğun en önemli çözümlerinden biri olarak görülüyor. Diğeri
gece 12:00-04:00 arası uyunacak uykudur. Bu iki vakti düzenli olarak
uykuda geçiren kişiler uykusuzluk sorununu aşacaktır.
Görüldüğü gibi uykusuzluk sorunu az uyumaktan değil vaktinde
uyumamaktan, hatta gereğinden fazla uyumaktan kaynaklanmaktadır.
Günümüzde çoğu üst düzey devlet adamları öğle uykusunu mutlaka
uyumaktadır. Eski ABD Başkanı Bill Clinton çalışma odasında
ergonomik koltuğunu geriye yaslamakta ve üzerine bir battaniye
alarak uyumaktaydı. Uzak Doğunun süratle kalkınan dev şirketlerinde
çalışan işçiler sistemli olarak öğle uykusu arası vermekte ve
böylece iş veriminin zirvesine çıkmaktadırlar.
3. Erken kalkma faktörü: Uykunun sağlıklı olabilmesi
ve yeterince dinlenilebilmesi için mutlaka sabah erkenden
kalkılmalıdır. Araştırmalar sabah uyandıktan sonra tekrar uyuma
yoluyla gece boyu yapılan tamiratın tekrar tahrip edildiğini
göstermiştir. En büyük hatamız uyku dalgası geldiğinde uyanık
olmamız, uyanıklık dalgası geldiğinde uyuyor olmamızdır. Çünkü biz
ne yaparsak yapalım beyin sadece yaratıcı tarafından programlandığı
dalgaya göre çalışır. Güneşin ilk ışıklarını alan vücut melatonin
hormonu salgılar ve bu hormon biyolojik saatimizi belirler.
Biyolojik saatimiz kendi kurallarına göre çalışır.
Sabah uyandıktan sonra tekrar uyuma isteği
alışkanlıktan ve tembellikten kaynaklanır. Bu alışkanlığı yenen kişi
en fazla 10 gün içinde büyük bir dinçlik gözlemleyecektir. Bunu
kendi hayatınızda hemen deneyebilirsiniz. Bu gece saat 11.00'de
uyuyunuz ve sabah 5.30'da kalkarak bütün uyuma isteğinize direnerek
çeşitli meşguliyetler bularak bir daha uyumayınız. Alışkanlık
nedeniyle en fazla bir kaç saat kendinizi yorgun hissedeceksiniz.
Ancak ardından geç saatlere kadar kendinizi oldukça dinç ve güçlü
hissedeceksiniz. Ertesi gün aynı saatte uyuyunuz. Uyanma isteğinize
rağmen saat 10.00'da yatağınızdan kalkınız. Bu defa akşama kadar
kendinizi hafif sarhoş gibi hissedeceksiniz. Zihninizi toplamak
güçleşecek, maddi gücünüz bile azalacak hatta başınız bile akşama
doğru ağrıyabilecektir.
Kuşlar gibi erken kalkan hayvanlardaki dinçliğe,
canlılığa dikkat ediniz. Daha güneş doğmadan uyanırlar ve
cıvıldaşmaya başlarlar. Evinizde kedi besliyorsanız çok erken uyanıp
miyavlamaya başladığını göreceksiniz. İnsan da erken uyanmaya
programlanmıştır. Çocuk yetiştirmişseniz küçük çocukların erken
uyuduklarını, gece uyanarak tekrar uyuduklarını ancak sabah mutlaka
çok erkenden uyandıklarını görürsünüz. Bebeklerin yetişkinlere göre
daha fazla uyumaları vücutlarında hücre yaratılmasının çok hızlı
olmasından ve sürekli artış göstermesindendir.
Geç uyanmanın zihin ve bedenimizde tahribata neden olduğu
bilimsel araştırmalarla kesin olarak tespit edilmiştir.
4. Uykuyu etkileyen dış faktörler: Uyku
esnasında göz dışındaki algı girişleri açıktır. Uyuyan kişi
çevresindeki sesleri duyar, teni dokunmaları hisseder, burnu kokuyu
alır. Bu gerçek telkin ve beyin yıkamada çok önemli bir vasıta
olarak görünüyor. Bir çok ciddi psikolojik hastalık uyuyan kişinin
kulağına yapılan düzenli telkinlerle tedavi edilebilmektedir.
Dolaysıyla uyuduğumuz mekan bizim için son derece önemlidir.
Sokak gürültüleri duyulan bir ortamda uyuyorsak, evimizde bulunan
televizyon veya bilgisayar gibi cihazların oluşturduğu radyasyona
muhatap oluyorsak, zihnimiz sadece bedenimizin içindeki dünya ile
baş başa kalamaz. Dışarıdan alınan mesajları da işlemek, hem de tam
teslimiyetle işlemek zorunda kalır. Uyku esnasında bilinçsizce
yatağımızda döneriz. Bu gerçek, beynimizin dokunmayı
hissedebilmesinden ve damar daralmaları varsa dönmek suretiyle bunu
yok edebilme isteğinden kaynaklanır. Uyurken anlımızda bir sinek
dolaşsa farkında olmadan onu kovarız.
Bütün bu gerçekler uyuma ortamımızda dışardan gelen her türlü
uyarıcının zihnimizi meşgul ettiğini göstermektedir. Yattığımız
ortam orta-sert olmalı, ortam temiz kokulu ve gürültüsüz
düzenlenmelidir.
5. Gergin uyuma tehlikesi: Yeterince
uyuduğumuz halde hala ısrarla dinlenemememizin bir nedeni zihnimizi
çeşitli sorunlarla baş başa bırakmamızdır. Bu sorunlardan biri
gergin uyumamız, diğeri tok halde iken uyumamızdır. Her iki durumda
karabasanlar ve kötü rüyalar görmemiz mümkündür.
Bazı kişiler uykuya yattığında kaslarını, omuzlarını, dizlerini
iyice gererler. uyku mekanizması vücudu gevşetmeye çalışır. Bazen
tam gevşerken insan ani boşluğa düşer gibi irkilebilir. Bunu bir
defa yaşamışsanız derhal kendinizi kontrol etmelisiniz. Uyurken
bütün adalelerimize "gevşe, rahat ol, boşluğa düşmüş gibi kendini
bırak" emrini vermeliyiz. Bu emri bir süre devamlı verdiğimizde uyku
anında alt şuurumuz bu emirleri bilinçli olarak almasa bile otomatik
olarak uygulamaya koyar ve her defasında gevşemiş olarak uyuruz.
Aksi taktirde edineceğimiz gergin uyuma alışkanlığı,
beynimizin uyku boyunca kaslarımıza sürekli gerilme emri
göndermesine yol açacaktır. Bu durum hem kasları sürekli
çalıştırarak yoracak, tahrip edecektir; hem de beyni meşgul ederek
yoracaktır. Böyle bir uykunun sonu yorulmuş olarak uyanmaktır.
6. Tok uyuma tehlikesi: Yorgun uyanmanın diğer
önemli nedeni tok karnına uyumaktır. Tok karnına uyuduğumuzda beyin
sürekli mide içeriğini parçalamakla meşgul olacaktır. Dolaşımdaki
kanın önemli bir kısmı sindirim bölgesinde odaklaşacaktır. Uykunun
durgunluğunda midenin peristaltik hareketi çok zor olacaktır. Mide
duvarının parçalanmasını istemiyorsak midemizde bekleyen içeriğin
bir an önce boşaltılmasına yardımcı olmalıyız. Beyin uykumuzda
midemizi çürümekten kurtarmak için çırpınır, didinir. Uyandığımızda
ise sanki hiç uyumadığımız hissine kapılırız. Kendimizi kendi
ellerimizle tahrip ederiz. Almanya'da yapılmış olan bir araştırma
saat 23.00'de uyuyan kişinin en geç 20.30'da akşam yemeğini yemiş
olması gerektiğini ortaya koymuştur.
Sabah 23.11.1993
|
|
GÜVENLİK
KUVVETLERİ DERGİSİ |
 |
|